[ad_1]
Kaynak, EID HADDAD
Eid Haddad’ın anne ve babası torunlarıyla beraber. İngiliz kuvvetlerinin toplu cezalandırma uyguladığı bir köyde yaşıyorlardı.
- Yazan, Tom Bateman
- Unvan, BBC News
Eid Haddad’ın anne ve babası 1939’da İngiltere’nin Filistin’deki ezici varlığını hissettiklerinde hemen hemen oldukca gençtiler.
Haddad, “Askerlerin insanlara saldırdığını gördüler. Babam bana bir adamın tahta bir çekiçle başına vurularak öldürüldüğünü anlatmıştı” diyor.
“Bir adam ve oğlu, tütün yapraklarını kurutmak için asarken arkadan vurulmuşlar. Tam bir kaos hakimmiş.”
Anne ve babası, İngiliz kuvvetlerinin köylülere toplu cezalandırma uyguladığı El-Bassa’da yaşıyorlardı.
Birlikler “ceza verici tedbir” dedikleri yöntemle, silahlı isyancıların saldırılarına, tüm köyleri hedef alarak cevap veriyorlardı.
Haddad yalnız değildi. Eskiden İngiliz ve Fransız mandası olan günümüz İsraili, işgal altındaki Filistin Toprakları, Ürdün, Lübnan ve Suriye’de oldukca sayıda insan benzer acılar yaşadı.
Kaynak, EID HADDAD
Eid Haddad Lübnan’da geçen çocukluğunu ve ailesinin geçmişini BBC’ye söyledi.
Haddad’la ilk kez geçen yıl, 1917-1948 yılları aralığında Filistin’i denetim eden İngiltere’nin işlediği iddia edilen harp suçları sebebiyle iletişime geçmiştim. İngiltere’nin bu suçlar sebebiyle özrünü isteyen Filistinliler arasındaydı.
Bu kez Danimarka’daki evinden konuşuyordu; memleketlerini terk etmek zorunda kaldıktan sonrasında Lübnan’da geçen çocukluk periyodunu söyledi. Ailesi orada başka kanlı mücadelelere şahit olmuştu.
Konuştuğum öteki birçok şahıs benzer biçimde, anne ve babasının gençlikleri, İngiliz ve Fransız yönetimi altındayken bölgede çıkan çatışmalar ve mezhep ayaklanmalarının içinde geçti.
Çocukluğu, Avrupalı güçler çekildikten sonrasında Orta Doğu’yu pençesine alan kanlı istikrarsızlıkla iç içeydi.

Kaynak, EID HADDAD
Eid Haddad (solda), anası ve en minik kardeşiyle beraber, 1977.
Birinci Dünya Savaşı esnasında İngiltere, dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının bir bölümünü işgal etmiş ve ele geçirmişti. Bunu yaparken bölgede kendi kaderini belirleme hakkı isteyen hareketlerden faydalanmışlardı.
İngiltere, bağımsızlık isteyen Araplara ve Filistin topraklarında bir Yahudi devleti oluşturmak isteyen Siyonistlere birbiriyle çelişen toprak vaatlerinde bulunmuştu.
İngilizler ve Fransızlar, yeni kurulmuş olan Milletler Cemiyeti’ne de hükmediyorlardı. Bu cemiyetin kendilerine verdiği yönetim “mandaları” ile bölgelerdeki hakimiyetlerini pekiştirdiler.
İngiltere’nin Filistin’deki politikaları birbirine rakip ulusal hareketleri çatışma noktasına getirdi. İngiltere, 1930’ların sonlarındaki Arap ayaklanmalarını kanlı bir halde bastırmaya çalıştı.
İngiliz kuvvetleri hemen sonra Siyonist milislerin isyanıyla karşı karşıya kalacaktı. Ülke, bu gruba yönelik göç vaatlerinden vazgeçmiş ve daha ilkin Nazi işgali altındaki Avrupa’dan firar etmiş olan sığınmacı teknelerini geri çevirmişti.
İsrailli tarihçi Tom Segev, “İngilizler bu durumu iyi mi yöneteceklerini bilmiyorlardı” diyor ve bunu şöyleki açıklıyor: “Filistin’e evcil hayvanları benzer biçimde davranıyorlardı; güzelce dursun fakat vaka çıkarmasın.”

Kaynak, AID HADDAD
Filistinli Hristiyan bir aileden gelen Aid Haddad, Lübnan’daki bir sığınmacı kampında hayata merhaba dedi.
Bu sırada Fransız mandası, stratejik bir mevzi oluşturmak amacıyla Lübnan’ı Suriye’den ayırmış ve 1920’lerin başlangıcında toprakların tamamında yeni sınırlar çizmişti. Bundan sonrasında çıkan Arap isyanını da acımasızca bastırmıştı.
Bölgeleri etnik köken ve dinlere gore ayırmışlardı. Tarihçi James Barr’ın deyimiyle bu, bölgeyi bölüp, yönetmeye yönelik “oldukca direkt ve çıkarcı” bir girişimdi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda İngiltere ve Fransa bölgeden çekildi. Londra, İsrail devleti kurulurken ve Arap Orduları bölgeyi almaya çalışırken Filistin’den çekilmenin sınır çatışmasını tırmandıracağını ve bölgesel bir harbe dönüştüreceğini biliyordu.
Haddad’ın ailesi, Yahudi milis güçleri tarafınca yok edilen köyleri El-Bassa’dan firar etti. 1947-1948 çatışmaları sırasından minimum 750 bin Filistinli yerinden edildi. Bu vaka, Filistin Felaketi ya da Nakba olarak anılıyor.
Haddad komşu Lübnan’daki bir sığınmacı kampında doğup, büyüdü.
Lübnan’da Fransız mandasından geriye Hristiyan ve Müslümanlar içinde kırılgan bir iklim kaldı. Filistinli sığınmacıların eklemlenmesi bu dengeyi sarsmaya başladı.
İsrail’e karşı saldırılar düzenleyen Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yükselişiyle durum daha da gerildi.
Lübnan’da Arapları birleştirmeyi öngören Pan-Arabizm yanlısı kuvvetli yetkililer Suriye ve Mısır ile ittifaktan yanaydı. Bu hareketin kökenleri, mandaya karşı isyan ve öncesine dayanıyordu.
Lübnan’da hemen sonra mezhepsel bir iç harp başladı. Filistinli Hristiyan bir aileden gelen Haddad 16 yaşındaki kardeşinin Hristiyan Lübnanlı aşırı milliyetçiler tarafınca öldürüldüğünü konu alıyor.
Falanjist isminde olan bu milis grubu 1975’te Beyrut’un kuzeyindeki sığınmacı kampına hücum etmiş ve Filistinlileri hedef almıştı.
Haddad, bundan bir yıl sonrasında da toplu bir katliama tanıklık etti, silahlı bir katilden kaçarken gardıroba saklanarak canını kurtardı.
Sağ kalanların da milisler tarafınca barbarca ve korkulu bir halde aşağılandığını söylüyor.

Kaynak, AID HADDAD
Raşid Haddad 16 yaşlarında Lübnan’da öldürüldü.
Haddad çocukluğunda yaşadıklarından sonrasında ömrü süresince Travma Sonrası Stres Bozukluğu’yla (TSSB) baş etmek zorunda kaldığını söylüyor.
İngiliz güçlerinin 1938’de El-Bassa’daki zulmü esnasında gözaltına alınan erkekleri, kadınlardan ayırdığını konu alıyor ve şunları söylüyor:
“Annemle babam da sanırım TSSB’den muzdaripti şu sebeple onlar da çocukluklarında oldukca şey yaşamışlardı. Bir de babamı düşünün, sorguya çekilmek suretiyle İngiliz birlikleri tarafınca götürülmek üzereydi” diyor.
Haddad, o zamanlar genç bir çocuk olan babasının bir köylü tarafınca kız kılığına sokularak kadınlardan oluşan bir aileye katıldığını söylüyor.
“Başını bir eşarpla örttüler ve ona bir elbise verdiler. Böylece onu işkenceden kurtardılar” diyor.
İngiliz hükümeti, 30’dan fazla kişinin ölümüne yol açtığına inanılan El Bassa’daki vahşeti hiçbir vakit kabul etmedi.
Haddad, memleketine asla dönememeyi şöyleki konu alıyor:
“Sanki büyük bir parçam eksikmiş benzer biçimde. Kendimi tamamen yabancı olduğum bir okyanustaki bir ada benzer biçimde hissediyorum.”
[ad_2]
İyi Haber

