[ad_1]
Kaynak, Getty Images
- Yazan, Fehim Taştekin
- Unvan, Gazeteci, Yazar
Mısır’ın 1973’te başlatmış olduğu askeri harekattan bu yana Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e karşı duyuru etmiş olduğu Aksa Tufanı kadar ciddi bir meydan okuma görülmedi.
Roket salvosunun büyüklüğü, Gazze’yi açık hapishaneye çeviren demir parmaklıkların motorlu savaşçılar tarafınca aşılması ve İsrail kentlerine motorlu paraşütçülerin gönderilmesi muharebede ciddi bir ölçek ve taktik değişimine işaret ediyor.
Gazze Şeridi’ndeki Filistinli grupların 2014’te 50 gün devam eden muharebede kullandığı roketlerin 4 bin civarında olduğu düşünülürse Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın başlarken fırlattığı 5 bin roket, “Caydırıcı olabiliriz, İsrail’in önüne bir sınır çizebiliriz” diyen Filistinlileri artık dikkate almayı gerektiriyor.
Mısır tarafında Refah’a çıkan tüneller kapatılmış olduğu halde Filistinli grupların tabanca kapasitesi gerilemedi aksine kendi yeraltı tesislerinde boşalan depoları daha iyileriyle doldurmaya devam ettiler
Bu, İsrail’i hazırlıksız yakalayan ve şoke eden bir gelişme. Bu kadarını Filistinlilerin kendileri dahi beklemiyordu.
Aksa Tufanı’na İslami Cihat ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) silahlı kanadı Ebu Ali Mustafa Tugayları da katılıyor. İsrail 2021’de Gazze’ye yönelik operasyonu “Surların Muhafızı” olarak adlandırmıştı. 2023’te o surlar delinmiş oldu. Bu hem İsrail için hem de İsrail dışındakiler için büyük bir şok.
Hamas saldırının Doğu Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yönelik ihlallerine cevap bulunduğunu söylüyor.
Yom Kippur şeklinde dini bayramlar vesilesiyle Yahudilerin Ağlama Duvarı’nda yakarma etmeleri öncesinde İsrail güçleri Mescid-i Aksa’yı basmayı bir anane haline getirdi.
Aksa Tufanı’nı olgunlaştıran koşullar Harem’uş Şerif’te Filistinlilerin maruz kaldıklarını söyledikleri zorbalıklardan ibaret değil.
Gazze’nin açık hapishaneden ayrımsız durumu, Batı Şeria’daki yasadışı işgalin her geçen gün genişlemesi, Filistinlilere yaşamı dar eden yerleşimci sertliği, Doğu Kudüs’te bitmeyen baskılar ve Filistinlilerin çoğunlukla kayıplar vermesi bu olgunlaşmada tetikleyici iç faktörler olarak sıralanabilir. Bir tek Batı Şeria’da Ocak’tan bu yana 172 Filistinli öldürüldü.
Filistin’in yitik parçaları fiziki kopukluklara karşın birbirinin sancısını hissedebiliyor. Gazze Şeridi dörtte üçü 1948’de Yafa ve Hayfa şeklinde sahil şehirlerden sürülmüş Filistinliler ve onların evlatlarından oluşuyor. Aralarında Kudüslüler de var.

2021’de Mescid-i Aksa’daki baskınlar üstüne Hamas’ın İsrail’i roket yağmuruna tuttuğunda 1948 ve 1967 sınırlarında kalmış Filistinliler de tetiklenmişti. Oysa Lod, Ramle ve Akka şeklinde şehirlerde yaşayan İsrail vatandaşı Filistinlilerin, Filistin davasına dair refleksleri ölmüş sayılıyordu.
İsrail’in oldukca boyutlu imha, baskı ve bunaltma stratejisine ilaveten Filistin özerk yönetiminin otoritesizliği ve El Fetih’in Filistinlileri baskılama aparatı olarak biçimlendirilmesi Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te silahlı direniş hücrelerinin genişlemesine yaradı.
Muhtemelen Aksa Tufanı’nı kurgulayanlar İsrail’i daha içeriden vuracak yapıları da hesaba katıyor.
Hamas bunu iyi mi yapabildi?
Cenin’de İslami Cihad, El Halil’de Hamas, Nablus’ta FHKC öne çıkıyor. El Fetih’te merkezin biçtiği ‘polislik’ misyonunun dışına çıkan direniş unsurları da var. Buralar artık Gazze ölçeğinde olmasa da İsrail’e karşı minik cepheler açma potansiyeli taşıyor.
İsrail, Cenin Sığınmacı Kampı’nı işgal ederek buradaki silahlı varlığa son vermek istedi fakat operasyonu yarıda kesti.
Birkaç ay ilkin eski Nablus’a da giremedi. Tüm Filistinli örgütlerin bulunmuş olduğu Tulkarim de İsrail’i tehdit etme potansiyeli taşıyor.
İsrail, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı silahları toplaması yönünde sıkıştırdı fakat bu onu da aşan bir sorun. Filistinli tutsak ve tutsakların bırakılması mevzusunda yürütülen görüşmelerin çökmesi de bu tırmanışın altında yatan bir öteki unsur olabilir.
Hizbullah devreye girebilir mi?

Kaynak, Getty Images
Saldırılar esnasında oldukca sayıda İsraillinin tutsak alınarak Gazze’ye götürülmüş olduğu söyleniyor, ki bunlar takas şansı yaratmaya yönelik hamleler.
Gazze’deki örgütlerin el yükseltmesi çevresel ve bölgesel faktörlere de bağlı. Çatışmanın kontrolden çıkması halinde harp bölgeselleşebilir.
Bu senaryoda Lübnan’ın güneyindeki Filistinli grupların yanı sıra denklemi değişiklik yapma kapasitesine haiz Hizbullah devreye giriyor.
Ek olarak 2011’deki iç çatışmalar esnasında Suriye yönetiminden yana askeri birlikler oluşturan Filistinli grupların Golan’dan devreye girme ihtimali de dışlanmıyor.
Filistinlileri çaresizliğe sürükleyen ve “kaybedecek bir şey de kalmadı” noktasına getiren koşullar da bu tırmanışın dış çerçevesini oluşturuyor.
İsrail’in bölgesel normalleşme hamlelerini iyi mi etkisinde bırakır?

Değişen internasyonal iklim İsrail’e sarsılmaz bir korunma ve dokunulmazlık kazandırıyor. İki devletli çözüm için mesai harcamış taraflar bile artık istikbalde bir ‘Filistin Devleti’ne inanmıyor. Oslo dahil sulh görüşmelerinin eski finansörleri bunun için diplomatik ve siyasal çaba harcamak niyetinde değil.
Esasen yalnız Filistin değil pek oldukca çatışma bölgesinde ateşkes ve barışı sağlama mevzusunda internasyonal liderlik boşluğu var.
Her tırmanışta olduğu şeklinde ABD ve AB, İsrail’e tam desteğini sunarken çatışmanın altında yatan sorunları görmezden geliyor.
ABD, Kudüs’ü İsrail’in bölünmez başkenti olarak tanıdıktan sonrasında Filistin uğruna kurulmuş Arap Birliği için bile Filistin yitik bir davaya dönüştü.
Abraham Anlaşmaları ile İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi süreci özünde Filistin davasını tamamen gömmeye ayarlı.
Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas’tan sonrasında normalleşme gemisine İslam dünyasının ağır topu Suudi Arabistan’ı alma girişimleri İsrail’e Arap sokağını tamamen dağıtma fırsatı sunuyor.
Bu aşamada Aksa Tufanı normalleşme sihrine kapılanlara “Filistin davası kapanmadı” mesajı veriyor.
Bu salvonun İsrail karşısında bir caydırıcılık inşa edip edemeyeceği iddiaya açık bir mevzu. Fakat Filistinlerin askeri pozu ve İsrail’in misilleme olarak yakıp yıktığı Gazze’den gelen görüntüler ister istemez ‘normalleşme’ sürecindeki aktörlerin kararlarını etkileyebilir. Gene bu görüntüler, Filistin’in yitik parçalarındaki direniş hücrelerinin kuvvetlenmesine hizmet edebilir.
[ad_2]
İyi Haber

